YAŞAR EYİCE
*- YALAN. GERÇEK OLAMAZ!
Şunu unutmayalım;
‘Sırf çoğunluk tarafından kabul edildi diye, yalan gerçek olmaz!
Yanlış doğru olmaz!
Ve kötülük, iyilik olmaz!..’
Hüseyin Başar bu konuda şöyle düşünüyor:
‘Çoğunluğun görüşü, çoğu zaman YANLIŞTIR, çünkü çoğunluğun kültür düzeyi, çoğu zaman ortalama insanınkinden DÜŞÜKTÜR.
Bu nedenle, oy veren insanların kültür (yaşama-düşünme biçimi) düzeyi yüksek değilse, demokrasi uzun yaşamaz…’
Herhalde Hüseyin Bey bu konuda çok kitap okumuş olmalı ki, böyle düşünüyor.
Anımsar mısınız?
Bir oyuncu kızımız, bir zamanlar, ‘Benim oyum ile dağdaki çobanın oyu bir olur mu?’ falan demişti.
Neredeyse kızı aforoz edip, dağlara sürgün edecektik.
Zaten her toplumda, her dernek ya da üyelerin bulunduğu toplumlarda birinci söylem nedir?
‘Herkesin oyu eşittir!
Herkes başkan olabilir!’
Oy için her söylem mubahtır.
Ama doğru söyleyeni kaç köyden kovarlar bilmiyorum…
*- UNUTULMAZ, UNUTULMAZ!
Genelde insanlar, söylediklerinizi ve yaptıklarınızı unuturlar!
Ama onlara neler hissettirdiklerinizi asla unutmazlar…
Bu yazdıklarımı bir de kendinizde hissederek düşünün, aklınıza neler gelecek neler?
Bu yazdıklarımı birçok kişiye sormuşlar, bazıları ‘unutur!’ derken çoğunluk ise ‘unutmam’ diye kesin ifade kullanmış.
Fotoğrafı da var;
‘Nasıl bir devirdir ki bu, insanlar arasında olmak, hayvanlar arasında olmaktan daha tehlikeli!’ deniyor.
Şöyle de denilebilir:
Hayvanın yapacağı kötülük vereceği zarar bellidir ama insanların namusunu şerefini ticarete döken bir sapkının vereceği zararın kötülüğün sınırı yok ve maalesef onlarla bu toplumun bir parçası…
Takdir ettiğim isimlerden Şadıman Şenbalkan bakın bir yazıma yorumunda ne diyor?
“Cahillere karşılık bile verilmemesi sanki daha iyi.
Zira cahili muhatap almayarak ona aldırmadan o cahil her kimseye farkındalık kazandırır.
Her zamanki gibi yine döktürmüşsünüz usta.
Kaleminize fikrinize sağlık…”
Ben de beynine, yüreğine , eline sağlık diyorum sevgili Şadıman’a…
*- ANLAYIN ARTIK
İlerleyen yaşına rağmen, davetlerde konuşan, haksızlıkları dile getiren, kendini beğenmişlere derslerini veren ‘Mücadele insanı’ Bodrum’u Bodrum yapanlardan, Müze ve kalenin emekli müdürü Oğuz Alpözen’i sanıyorum sürekli okuyucularımdan de bilmeyen tanımayan yoktur, bilim dünyası ve Bodrum’un yerlileri gibi.
Önem ve değer verdiğim ender isimlerden biri olan sevgili büyüğüm Oğuz Alpözen bu kez fotoğraflarını paylaştığı bir nostaljinin altına şunları yazmış?
“Solda Alpözen döneminde Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel'in açılışını yaptığı Doğu Roma gemisi.
Cam tabanın altında batık gemi görünüyordu.
Şapelin pencereleri mavi ağırlıklı vitraylardı.
Ya şimdi?
Gemi parçalanıp kale dışına atıldı.
Cam tabanın altındaki eserler depoya götürüldü.
Vitray yerine pencere camı takıldı.
Nasıl olmuş?
Karar sizin!”
Burada, bazı yöneticilerin kafasına puan vermek size düşüyor…
Daha fazlasını yazamam, anlayın artık!...
Ama Orçun Kayarkaya’dan aldığım ‘bedava’ları sayabilirim:
‘Güzel konuşmak, ince düşünmek, halden anlamak, sevmek, düşen kaldırmak, ağlayanı güldürmek, sarılmak, hep bedava!’
Orçun Kayarkaya, bilip bilmediğimizi soruyor…
*- YA BAŞKAN, YA DA DİĞERLERİ HATALI
Yerel seçimlerden bir süre sonra İzmir’in merkez ilçesi Konak Belediyesi ve kadın başkanı hakkında, duyduklarımı yazmıştım.
Kendisini tanımıyorum.
Hiç de karşılaşmadım.
Özgür Özel diğer başkanlar gibi onu da aday gösterdi ve tabii ki kazandı.
‘Tabii ki!’ demem, herkesin bildiğini yani CHP’nin kimi aday gösterirse göstersin kazanacağını yüzde 99 değil, yüzde 100 olduğu için kullandım.
Nasıl Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu’yu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e önerenler ‘Sağlam!’ dedilerse, kadın başkana da birileri ‘Sağlam!’ diyerek birilerini önermişler.
Güven meselesi, önemli…
Ama dışı süslü içi boş ise bu kişi ya da kişilerin…
Yönetici olmak ayrı bir şey…
İş görmek de…
Şimdi gelinen bu zamandaki bazı gelişmeleri, genç muhabir Atakan Başpehlivan’dan öğrendiğim kadarıyla aktarayım:
*- İSTİFA NEDEN OLUR?
Haber şöyle:
‘İzmir’in Konak Belediyesi’nde bir müdür daha istifa etti!
Başkan Mutlu bürokrat öğütüyor!’
Yaradılış ve düşünce olarak ben de aynı kafadayım…
Yani yeni başkan, kadrosu ile işbaşına gelmeli, kadrosu ili gitmelidir.
Göreve geldiğinden beri 5 başkan yardımcısı 26 müdürü görevden alan kendi getirdiği 2 başkan yardımcısı ile 6 müdürün istifasına neden olan Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, son olarak Park ve Bahçeler müdürü Ozan Yiğitoğlu’nu da kaçırdı.
Yiğitoğlu istifa ederek müdürlük görevini bıraktı.
Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, kendi getirdiği 2 başkan yardımcısıyla, daha başta, 5 müdürün istifasına neden olmuştu.
Yani hem görevden almalar, hem de istifalar tam gaz sürüyor.
Koltuğa oturur oturmaz Batur döneminin başkan yardımcıları Sinan Toygun, Zerrin Polat, Mehmet Yunak, Celil Durdu ve Anıl Feroğlu ile yollarını ayıran Başkan Mutlu geçmiş dönemin 21 müdürünü de koltuğundan etti.
Bir süre sonra Başkan Mutlu ile kendi getirdiği iki başkan yardımcısı Erdem Erol ve Yusuf Ekinci’nin istifa ederek yollarını ayırdı.
Başkan Mutlu ile çalışmak istemeyen, önceki dönemim ulaşım müdürü, Emlak istimlak müdürü, strateji müdürü, kentsel tasarım müdürü ile kendi getirdiği temizlik işleri müdür ve son olarak da parklar müdürü istifa etti. Başkan Mutlu uygulamaları ve kararlarıyla yine kendi getirdiği ve seçim döneminde önemli destek gördüğü MERBEL müdürü Koray Ükünç’ün de istifasına neden olmuştu.
İstanbul, Ankara, Samsun gibi kentlerden ve başka ilçe belediyeleri ile Büyükşehir Belediyesi’nden 80’ne yakın bürokrat transfer eden Başkan Mutlu’nun yine Şişli Belediyesi’nden CHP Genel Başkan yardımcısı Suat Özçağdaş’ın yakın ekibinden olan ve başkan yardımcısı yaptığı Simge Eldeniz ile de arasının bozuk olduğu ve bir süredir görüşmediği ve gitmesini istediği öne sürüldü.
Bunlar medyaya yansıyanlar.
Benzer durum ve anlaşmazlıkların, başkan değişiklikleri olan birçok belediyede yaşandığı, belediye muhabirleri tarafından iddia ediliyor.
*- AGITTA BİLE GÜLÜP, EĞLENİYORUZ
Bilen bir başkadır!
Daha doğrusu mutlaka bir üstün tarafı vardır.
İşte küçük görülen ama gerçekte çok büyük bir fark.
Lafı yine uzatmadan bu kez, gerçek okuyucularımdan Nadide Apaydın Akbulut’a veriyorum:
“Zaten sıcak başımıza vurdu, iç ve dış işler içimizi yakıyor alın size:
‘İşte Benim Stilim' yarışması.
Jüride, Güzide Duran, İvana Sert ve de Nuray Bilen var.
Yarışmacı Emel, 'En yakın arkadaşımın düğünü' konseptinde salına salına podyuma çıkıyor.
Veee giriş müziği ne biliyor musunuz?
EDERLEZİ, bir ağıt...
Kültür çok başka bir şey.
Ne güzellik ve şık elbiselerle olmuyor.
Ne satın alabiliyorsunuz ve de yoktan var oluyor.
EDERLEZİ İLE GÜLEN İNSANLAR, ALKIŞLAYAN JÜRİ!
Hay kanalları karıştırmaz olaydım.”
Teşekkür ederim Nadide Apaydın Akbulut…
*- ‘BEN SUYUM, BU SESİME KULAK VERİN’
Remzi Yıldırım, ‘Suyun Dilinden Bir Çağrı’ yapıyor.
‘Adana’nın içme suyu kaynağı Çatalan Barajı, artan israf ve bilinçsiz kullanım nedeniyle alarm veriyor.
2030 sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda suyun diliyle yapılan bu çağrı, hem üretici hem tüketiciyi duyarlı olmaya davet ediyoruz’ diyor Remzi Yıldırım;
“Ben suyum…
Yüzyıllardır size hayat taşıyan, tarlalarınıza can, sofranıza bereket olan o sessiz akışım.
Ama artık sessiz kalamam.
Çünkü tehlike büyük, zaman dar.
Adana’nın verimli topraklarında yetişen her ürünün ardında ben vardım. Pamuğa beyazını, domatese kırmızısını, buğdaya sarısını ben verdim. Ama beni bahçelerde hoyratça harcadığınızda, çeşmelerde gereksizce akıttığınızda, aslında kendi geleceğinizi tüketiyorsunuz.
*- TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUK
Bilinçli üretici ve ilkeli tüketici olmak, artık bir tercih değil; bir zorunluluk.
Sürdürülebilirlik sadece bir kavram değil, yaşanabilir bir geleceğin temel şartıdır.
Kesintisiz gıda üretimi, güvenli gıdaya erişim, ancak benim akıllıca kullanımla mümkündür.
Suyun ve enerjinin verimli kullanımı, iklim krizine karşı en büyük silahınızdır.
*- ‘GELECEK İÇİN BUGÜN DEĞİŞ’
Yılın ikinci yarısı, Adanalı çiftçiler için kritik bir eşik. 2030 hedefleri doğrultusunda, sürdürülebilir tarım politikalarının uygulanması, gıda israfının önlenmesi ve doğal kaynakların korunması yönünde umut verici adımlar atılıyor.
Ancak bu adımların gerçek sonuçlar vermesi için herkesin ortak duyarlılığı şart.
En çok da su tasarrufu meselesinde…
Çatalan’dan Bir Ses Yükseliyor:
‘Ben, Çatalan Barajı’yım.
Adana’nın içme suyu kaynağı, çocuklarınızın geleceğine berrak bir miras.
Ama son yıllarda beni, bahçelerde hortumlarla, bilinçsiz sulamalarla tüketiyorsunuz.
Oysa benim görevim, size sadece yeşillik değil; yaşam taşımak. Bahçelere değil, damaklara ulaşmak.
Büyükşehir Belediye Başkanı, bu konuda sürekli uyarılarda bulunuyor. ‘Susuzluğa fırsat vermeyelim’ diyor.
Çünkü biliyor ki, susarsam ben, siz de susuz kalırsınız.
Ben suyum...
Bugün beni duyarsanız, yarın sizi hayatta tutarım…”
*- ENDER BİRİSİ
Fethiye’den Ilhan Bolca’nın her şeye rağmen düzenli çıkardığı spor gazetesi- dergisinin meraklısıyım.
İlhan Bölca’nın facede paylaştığı sayısız ilginç fotoğraflarına de hayranım.
Ama ‘Beğendim’ işareti koyduktan sonra parmak ve kollarımın ağrıdığnı da biliyorum.
Bunlarla kalmıyor.
Bakın Steve Jobs’tan da paylaşım yapmış.
Bazen ilgisizliğe ve bazı tiplere sinirleniyor, farkındayım.
Ama yine de üretmekten, araştırmaktan vaz geçmiyor.
Şimdi naklettiğini sizinle paylaşayım.
Ellerin ve beynin, yüreğin dert görmesin, sevgili örnek insan İlhan Bolca!...
*- ANLAMSIZ OLDUĞUNU ANLAYINCA
“Milyarder bir adam 56 yaşında pankreas kanserinden öldü.
Ve son sözleri çok anlamlıydı..
"Sonuçta zenginlik, alıştığım hayatın bir parçası.
Ama şimdi, hastalığımla yatakta yatarken ve tüm hayatıma dönüp baktığımda, kazandığım tüm şöhret ve zenginliğin ölüm karşısında anlamsız olduğunu fark ediyorum.
Kendinize iyi davranın.
Ve başkalarına saygı gösterin.
Yaşlandıkça, 30 dolarlık bir saatin de 300 dolarlık bir saatin de aynı zamanı gösterdiğini daha iyi anlıyoruz.
30 dolarlık bir cüzdan da 300 dolarlık bir cüzdan da aynı miktarda para taşır.
İster 150.000 dolarlık bir araba kullanalım, ister 30.000 dolarlık bir araba, yol ve mesafe aynı ve aynı hedefe ulaşacağız.
İster 300 metrekarelik bir evde ister 3.000 metrekarelik bir evde yaşayalım, aynı derecede yalnızsınız.
Gerçek iç mutluluk maddi şeylerden gelmez.
First class veya ekonomi sınıfında uçuyorsanız ve uçak düşerse, siz de onunla birlikte düşersiniz
Aynı şekilde.
Yani... Umarım anlarsınız:
Arkadaşlarınız veya konuşacak biri olduğunda, işte gerçek mutluluk budur."
*- GERÇEKLER
Beş inkâr edilemez gerçek:
Çocuklarınızı zenginlik peşinde koşmaları için yetiştirmeyin.
Onları mutluluk peşinde koşmaları için yetiştirin.
O zaman, yetişkin olduklarında, bir şeylerin fiyatını değil, değerini anlayacaklar.
Yemeğini ilaç gibi ye - yoksa bir gün ilacı yemek gibi yemek zorunda kalacaksın.
Seni gerçekten seven insanlar, her türlü sebepleri olsa bile seni terk etmezler.
Her zaman kalmak için bir sebep bulurlar.
İnsan olmak ile insancıl olmak arasında büyük bir fark vardır.
Hızlı gitmek istiyorsan, yalnız git.
Ama uzağa gitmek istiyorsan, birlikte git.”
Hayat dersi, böyle bir şeyler olmalı, herhalde…
*- KIRMIZI GELİN
Bergama aşığı Tahsin Tuna şimdi de Bakırçay yöresinde, dilden dile bugünlere gelen halk hikayelerini paylaşıyor.
Bunlardan biri de ‘Kırmızı Gelin!’
Tahsin Tuna, ‘Bergama’nın Kozak Yaylası’ndan Bir Hikâye’ diyerek şöyle özetliyor:
‘Kozak Yaylası’nın serin rüzgârları arasında hâlâ anlatılan bir hikâye vardır.
Bir düğün dönüşü sırasında, gelin arabasının atları ürker ve gelin arabası uçuruma yuvarlanır.
Gelin oracıkta can verir.
O günden sonra, yaylada geceleri yalnız başına yürüyen çobanlar, sisli havalarda kırmızı gelinli bir kadının ağladığını duyar, bazen onu yolda yürürken görür ama yaklaştıklarında bir anda kaybolduğunu söylerler. Yöre halkı, ‘Kırmızı Gelin görünürse yağmur yağar!’ derler.