SALI’YA SEKİZ KALA...
Şimdi diyeceksiniz ki, “Haydaaa!”
Doğru. Nasıl bir tabir ki, Salı’ya sekiz kala oluyor? Hani duymuşuzdur salıya 8 gün kala diye ama bu nasıl bir betimleme? 10’a 8 kala olsa, saat anlaşılır da, Salı’ya ne oluyor?
İşte gariplikler, saçmalıklar, beklenmedik hallerin anlatımı ve hicvedilen durumlar bir araya gelirse ve ortak nokta da Salı olursa böyle absürt, bir o kadar anlamsız gibi görünen ama anlam yüklü, komik bir roman ortaya çıkıyor.
Neymiş? Salı’ya sekiz kala...
Kitap 9 karakterin ortaya konulduğu Enneagram’dan (Kişilik tiplerini tanımlayan bir psikolojik ve spiritüel modelin adı. Bu modelde 9 temel kişilik tipi vardır) yola çıkarak topluma sosyolojik olarak bakan bir hikaye toplamı. Hazırlanan 9 hikaye de farklı yerlerde geçmekte ve kurguları ile farklı olayları anlatmakta. Ama aslında hepsi bütünün bir parçası. Tüm hikayelerde Salı ortak nokta ve bu günün özel bir önemi var kitapta.
Kapaktaki horoz da üstelik bir salı günü intihar etmiş. Peki ilk 8 hikayedeki gün olan salı, nasıl oluyor da bu 8 hikayedeki kahramanların ortak buluşma hikayesinin anlatıldığı 9. hikayede bir kişi adı olarak karşımıza çıkıyor? Onun için midir ki, “Salı’ya” derken kelimenin kesme işaretiyle ayrılması... Nedir dercesine bu SALI keşmekeşliği?
Salı’nın başına örülecek çorabı tahmin edememesi, horozun intiharının birçok olaya gebe olması...
Farklı karakterlere yazılan diğer 8 hikaye sonunda sorulası bir hesap... Salı ile bağlantıları nasıl bir düğümü çözecek?
Zor bir anlatı içinde karşılıyor okurunu kitap. Anlamak için geriye dönmek, tekrar okumak gerekebiliyor ancak bu, dilin kullanılması yönüyle ve “vay be, şunu nasıl farklı anlatmış” ile sonuç buluyor her şey ...
Peki kitabın türü ne olabilir sizce? Tabii ki, kara mizah.
Mizahın beyazı, karası olur mu ya da neden kara mizah denmiş, hiç bu konulara girmeden şöyle diyebilirim ki; gülmekten başka çaremiz kalmadığında, karanlığın içinden bir kahkaha patlatmak insan olmanın son kırıntısı haline geliyor ve anlatılmak istenenler farklı bir dil, üslup ile işleniyor. Absürt edebiyatı, hiciv sanatı...
Bir gülüş suçluluk taşıyabileceği gibi aynı zamanda hayatta kalma içgüdüsünün en ince, en zeki yansıması olarak karşımıza çıkar. Çünkü bazı gerçekler o kadar acıdır ki; düz anlatınca sıradanlaşan her şey, kara mizah sayesinde şaka kılığına bürünür, süslenir, paketlenir ve bize sunulur:
“Buyurun, afiyet olsun.” dercesine.
Trajedi mi, yoksa komedi mi?
Bahse konu romanda olduğu gibi hayatın şaka kaldırmayan taraflarına şaka yapabilme cesareti göstermiş, yazar Sinan Kocaman. Yer altı mizahının bir o kadar karmaşıklığı ve anlatımdaki dolaylı göndermeleriyle okuyucuyu anlatımda biraz zorlamış ancak düşündürmüş de aynı zamanda. Gerçekliğin farklı bir anlatımı olarak ortaya çıkmış, kitap. Dili kullanmadaki maharet; “burada yazar ne demek istemiş?” sorusunu yöneltse de, imgeler ile gerçeklik sıradışılığın önünü açmış.
Yazar bu türü özellikle seçerken, empatinin de kaybolmaması için ayrı bir çaba göstermiş. Horozun intiharı mizanseninin sonunda hayatın mizanını da göstermek istemiş, bir bakıma. Mizanın mizah ile anlatılışındaki ince çizgiye olan dikkat, bu tür anlatımların tehlikeli tarafını da gösterse de bizlere, dozunda ve doğru anlatım anlaşılabilirliğe açılan kapı olsa gerek.
İroni dediğimiz ve dilimize taktığımız ve hatta yazdığımız tüm anlatılara benzer betimlemeler ile iğnelemeler, sarkazm denilen taşlamalar, hayatın gerçeklik perdesinde Salı’ya sekiz kala kitabında da karşımıza çıkıyor.
Evet, mizahın değişik bir anlatım tarzıyla sözcükleri işlemek olduğu göz önüne alındığında; gözümüzün önünde yaşanan saçmalıklar, çelişkiler ve acılar kara mizah ile kaçış değil, dayanma şekline bürünür. Çünkü bazen tek tesellimiz, hayatın beklenmedik anlarıyla dalga geçebilmektir. İşte yazarımızın kaleme aldığı bu eser de sadece gülerek hayatta kalabilmenin ürünü olma dışında düşündürmesi ve dolaylı, sıradışı atıfları barındırması ile modern bir eser olarak karşımıza çıkmakta.
Kahkahamız sadece bir refleks değil, bir direniştir de. Karanlığa karşı yakılmış, biraz dumanlı, biraz sarkastik bir mum misali...