Her devrimin kalbinde bir kadın vardır; çünkü düşüncenin en köklü biçimi, doğurabilme cesaretidir. *“Doğurmak” burada biyolojik bir eylem değil, yaratma iradesinin simgesidir.
Her büyük düşünce, tıpkı bir yaşam gibi emek ister. Kadın, o emeğin en derin anlamını bilir.
Kutlamalar bitti. Sokaklar sessiz, bayraklar hâlâ yerinde. Dün gecenin kalabalığı yerini sabahın sessizliğine bıraktı. Sessizlik, bu topraklarda her zaman düşüncenin başlangıcı olmuştur. Coşku dağıldıktan sonra insan, kendi payını düşünür; ben de bu sabah, Cumhuriyet’in yüz ikinci yılı geride kalırken, neyi yaşattığımızı, neyi unuttuğumuzu düşünüyorum. Çünkü Cumhuriyet, hatırlamayı gerektirir; toplumlar geçmişiyle bağını kopardığında, özgürlük duygusunu da yitirir. Bu düşüncenin içinden, ister istemez şu soruya varıyorum: Cumhuriyet nedir? Cumhuriyet, bana göre yönetim değil, bilinçtir. İnsan kendi kaderini eline almayı ilk kez ciddiyetle düşündüğünde başlar. Yüzyıllar boyunca kendi hayatı üzerinde karar veremeyen insan, Cumhuriyet’le birlikte ilk kez kendi aklının merkezine yerleşmiştir. Bu, yalnızca siyasal bir düzen değişikliğini ifade etmez, düşünme biçimi açısından ele alırsak devrimdir. Cumhuriyet, bireye kendini tanıma ve tanımlama gücü kazandırır; insanın yaşamını kendi aklıyla kurmasının yolunu açar. Bu özgürlük, sorumlulukla birlikte var olur. Çünkü Cumhuriyet, insanı edilgen bir varlık olmaktan çıkarır, kendi yaşamının öznesi hâline dönüştürür. İnsan özne olduğunda, artık yalnız değildir. Kendi kararlarını verebilen birey, diğerlerinin de aynı hakka sahip olduğunu fark eder. İşte burada Cumhuriyet’in bilinci toplumsallaşır. Kendi iradesini tanıyan insan, başkalarının iradesini de tanımaya başlar. Bu farkındalık, demokrasinin temelidir. Demokrasi, Cumhuriyet’in bireyde başlattığı özgürlük bilincinin toplumsal hayata yansımasıdır. Bireyin aklıyla kurduğu dünya, başkalarının aklıyla birlikte sınanır. Ortaya çıkan şey, yalnızca yönetim biçimi değil, ortak yaşamın etik düzenidir. Cumhuriyet, bireyin “ben düşünebilirim” deyişidir; demokrasi, “sen de düşünebilirsin” deyişidir. Cumhuriyet insana kendi iradesinin değerini öğretir; demokrasi, o iradenin sınırlarını ortak yaşamın içinde şekillendirir. Biri yalnızlıktan çıkarır, diğeri birlikte var olmayı öğretir. Cumhuriyet, düşünmenin koşullarını kurar; demokrasi, o düşünmenin paylaşılma biçimini oluşturur. Cumhuriyet insanın kendini tanıma cesaretidir, demokrasi başkasını anlama sorumluluğu. Birlikte, insanın hem özgürlüğünü hem vicdanını olgunlaştırırlar. Bu dönüşümün en görünür yüzü kadındır. Çünkü Cumhuriyet’in kurduğu insan bilinci, en açık biçimde kadın üzerinden okunabilir. Kadın, bu topraklarda Cumhuriyet’in gerçek yüzü, demokrasinin en sessiz tanığıdır. Yüzyıllar boyunca toplumsal yaşamın dışında tutulan kadın, Cumhuriyet’le birlikte kamusal alana adım atmıştır. Bu yalnızca hak kazanımı değil, varoluşun yeniden tanımıdır. Kadın artık başkalarının kararlarıyla değil, kendi iradesiyle yaşam kurabilen bir özneye dönüşmüştür. Eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı, çalışma özgürlüğü gibi kazanımlar, kadının hayatını biçimlendiren araçlardan çok, düşünme biçimini değiştiren adımlardır. Cumhuriyet kadına kim olduğunu hatırlattı, demokrasi kim olabileceğini gösterdi. Kadın için Cumhuriyet bir başlangıç, demokrasi o başlangıcın sürmesidir. Çünkü hak, yalnızca verilmekle değil, yaşanmakla anlam kazanır. Kadın üretebildiği sürece Cumhuriyet anlamını; düşündüğü sürece demokrasi geleceğini koruyabilir. Bugün, yüz ikinci yılın sabahında, ülkem yine sessiz ama dimdik. Bayraklar hâlâ rüzgârda, sokaklarda sabrın sesi var. Cumhuriyet, düşünmeye cesaret edenlerin omzunda duruyor; demokrasi, o cesaretin sınandığı yer. Her yeni gün, yeniden doğmak için bir fırsat. Bir Cumhuriyet kadını olarak, Cumhuriyet’e bana kim olduğumu hatırlattığı; demokrasiye, bana kim olabileceğimi gösterdiği için minnettarım. Her sabah işe giderken, bir çocuğun elinden tutarken, bir kararı özgürce verirken Cumhuriyeti yaşıyorum. Demokrasi ise kararlarımın başkalarının hayatına dokunmasını sağlıyor. Bugün güneş bir kez daha doğduysa, bu ülke hâlâ düşünmeye cesaret ettiği içindir. Kadınlardan korkmayın. Düşünen ve üreten kadınlar oldukça, bu ülke hiçbir sabah eksilmeyecek kadar güçlü, her sabah yeniden doğacak kadar genç kalacak.









