Yaklaşık on yedi ya da on dokuz yıl (ne farkeder ki asıl soru neden gündeme düştü, neden şimdi?) önce yaşanan bir olayın görüntüsü olan sürüden ayrılan penguenin hikayesini izlerken aklıma hemen Martı Jonathan Livingston geldi. Richard Bach’ı saygıyla anıyorum. Farklı olduğu, kendini tanıma yolculuğuna çıktığı, sınırlarını, sınırları aşmak istediği için sürüden dışlanan Livingston’un ruh bulmuş hâli tek başına almış başını gidiyor görüntülerde. Koca evrende aynı şeyi yapan, kafasının doğrultusunda giden kova burçları geldi bir de aklıma. Çünkü onlar da sürüden uzak kendine giden, kendini terk ederek kendinden gerçeğe giden bir yolun yolcularıdır. Bir yanım sızladı izlerken. Farklı olmanın, farklı düşünmenin bedeli hep yalnızlık olmuştur. Bu derin bir sızıdır, canlının içinde. Bir cehennem çukuru gibi oyar kalbinizi bu dışılık. Yaşamınız boyunca bu sancıdan kurtulamazsınız. Etrafınızda her şey vardır ama yalnızsınızdır. Çünkü sürü kültürü size göre değildir, onun için yaratılmamışsınızdır. Bu durumda sürünün uyduğu kandırma yasasına dâhil olamazsınız. Olay sadece sürüyü terk etmek değil, aslolan öncelikle kendini terk etmektir. Her adımda yeni şeyler keşfederken kendini de yeniden tanımaktır bu yolculuğun amacı. Azınlık da olsa böyle ruhlar kendini görmüşlerdir başını alıp giden asi ruh olan penguende. But why? Bunun cevabını hiçbirimiz bulamayacağız maalesef. Bu kopuş derin bir felsefe barındırıyor insanoğlu için. Bu derin yolculuk nereye asi ruh? İşin enteresan tarafı herkes tarafından paylaşım akımına neden olan bu gidiş birden insanların içinde bir şey uyandırdı. Yapmak isteyip de yapamadıkları şeyi. Bazen sembolize olan durumlar boşuna değildir. Zihnindeki seni uyandırmak içindir. Bastırmış olduğun, korktuğun tüm farklılıklarının dışa vurumunun zamanı gelmiş diyedir.
Düşünme, duygu, konuşma gibi benzeri şeylerle övünen, diğer canlılardan kendini ayıran insanoğlu için dünyanın geri kalanından farkınız olmadığı yavaş yavaş ispatlanıyor. Hayvanlar öne geçti, Maymunlar hatalarından ders çıkarıp pişmanlık duymuş, Mıt ve Rıken araştırmacılarının yaptığı deneylere göre. Robotlar da öyle. Sevgili olanlar, evlenen yapay zekalar... Önceki haberlerde yapay zeka isyan etmişti, komutlara karşı gelmişti. Şimdi de yalan söyleyip insanları manipüle etmeye başlamış. Şöyle bir gözlemleyin evreni, içinde olan her şeyi ve hayvanları. Hiç uyumamış bir alemle karşılacaksınız. İnsanoğlu hariç! Bu anarşist penguenin yaptığı şey son yüz yıla damgasını vurdu, yüz yılın farkındalık, özgürlük, direniş sembolü oldu bence. Yani, sizi yaşamdan, siz olmaktan koparan her şeye karşı, yalanlarla örülü simülasyonun ‘Canı cehenneme!’ demenin başka yolu oldu.
Yıllardan beri öngörülen susuzluk, kuraklık kapıya dayanmış bulunuyor. Bu kadar geçen yılda ne çalışma oldu merak ediyorum yeryüzünde, yer üstü su toplama tesisleri yapıldı mı? Onca yağmur yağdı, geldi geçti sular. Farklı düşünceler, projeler üretmek, vizyon sahibi olmak da pek işe yaramıyor maalesef. Önemli bir yetkinliğiniz, yetkiniz ve en önemlisi de sakalınız yoksa beş para etmiyor ürettikleriniz. Perşembe akşamı korodan eve dönüyordum. Yağmur tatlı şiddetiyle ışıkların altından yoluna devam ederken ‘bırak’ dedim, ‘bırak elindeki şemsiyeyi!’ Kaç yağmurluk ömrümüz kaldı ki? İnsan yaşlandıkça daha hızlı öğreniyor ve daha hızlı büyüyormuş. Uzun uzun yürüdüm ve uzun uzun ıslandım. Teslim olmayı, bütünleşmeyi deneyimledim. Deneyiniz, lütfen.
“Sizi durdurmazsak kanser gibi yayılacaksınız her yere!” (ANOTHER LIFE) dizide uzaylıların istedikleri tek şey, insanoğlunun kendi gezegenlerinde kalması, uzaya el atmayı bırakmaları çünkü insanoğlunun yok edici, yiyip bitirici güçleri yüzünden kendi samanyolunun içinde kalmalarını istemeleri. Haklılar. Matah bir şey olsalardı kendi gezegenlerini yok etmezdi insanoğlu. Buraları hallettiler, ‘nerenin canına okusak’ diye gökyüzüne çevirdiler gözlerini. “Evren boş değil.” diyor insanoğlu. Elbette. 2023 yılında bilim insanları 5.366 ötegezegenin varlığını doğrulamış. Yalnızca Samanyolu galaksisinde milyarlarca potansiyel olarak yaşanabilir ötegezegen olabileceğini söylemişler. Yetmiş seksilyon yıldızın öngörüldüğü bırakın evreni, dünyanın çözümlenememiş bir yığın sırrı varken sen ki kocaman bir bilinmezliğin içinde toz zerresi bile olamıyorsun. O bilinmezlik bir gün çarpar seni ki “Dünyayı istila etmeyen uzaylıların da Allah b... versin!” diyenlerin intikamı da alınmış olur belki bu yıkıcı tutumunuz karşısında.
Dünyada sürekleyici gelişmeler olurken bizde ekonomik verilere göre açlık sınırı yüz bini aşıyor. Uçuyoruz!.. Millet, indirim cambazı olmuş, o indirimden bu indirime sıçrayış gerçekleştiriyor kimsenin umurunda değil. Domatesin kilosu yüz yirmi lira ama kimse, ‘but why?’, demiyor nedense. Sürekli fakir fukaraya tasarruf yolu haritası çiziliyor. ‘Ulan diyor ulan, bir maaş var ama elimize geçmeyen bir şey, sihir gibi bir şey ki bu tablo karşısında neyin tasarrufu,?’ diye soruyor çoğu fakir fukara. Övünüyoruz çaresizliğimizle. Fakirliğe çözüm bulamayanlar uzaydan söz etmesin!
Gönlünüzce bir hafta dilerim.
Neval Savak









